Cuma namazını devlet başkanının veya vekilinin kıldırması meselesi

Cuma namazını devlet başkanının veya vekilinin kıldırması meselesi

Cuma namazını devlet başkanının veya vekilinin kıldırması meselesi

Bu şart Hanefî Mezhebi’nce ortaya konmuştur. Ulemanm çoğunluğu olarak bilinen “cumhur” ise böyle bir şartı benimsemez. Şafiî, Hanbelî ve Maliki müçtehitleri ve diğer birçok müçtehit bu şartı aramaz.

Hanefî Mezhebi’nin temel kaynaklarından olan el-Mebsııt’ta bu görüş şöyle ifade edilir: “Adil olsun, zalim olsun sultanın (devlet başkanının) şart koşulmasına sebep, insanların Cuma namazını kılmak için cemaati terk etmemeleridir. Ayrıca bunda sultan şartı getirildi ki Müslümanlar arasında fitneye sebep olacak bir hadise çıkmasın. Çünkü sultan kıldırmayacak olsa insanların bir kısmı bir maksada binaen camiye önce gelir, Cuma namazını kılarlar; geriye kalıp yetişemeyenler de namazı kaçırırlar. Bu sebepten, ce­maat arasında bir fitne çıkar. Bilindiği gibi, insanların diğer İdarî işlerini ve aralarında adaleti sağlamak da sultana aittir. Sultan fitneyi teskin etmekte herkesten daha yakındır.”231

el-İhtiyar’dcı da “Şayet sultan ve vekili kıldırmayacak olsa her cemaat bir imam seçer, hepsi bir imamın üzerinde ittifak edemez. Aralarında tartışma çıkar, böylece vakit çıkmış, namaz da geçmiş olur. Bu da fitneye sürükler. Halbuki sultan olsa bu olaylar olmaz”232 denilmektedir.

Görüldüğü gibi, “sultan”ın Cuma namazını kıldırmasının şart koşulma­sının sebep ve hikmeti, asayişin temini, muhtemel karışıklıkların önüne ge­çilmesidir. Meselenin hiçbir siyasî tarafı bulunmamaktadır.

Bu husus daha genişçe İbn-i Âbidin’in Reddii’l-Muhtar isimli eserinde şöyle izah edilir: “Emirden murad, halkı koruyan, fesatçıları engelleyen ve dinî ahkâmı tatbik edendir. Hâsılı, emir, mazlumun hakkını zalimden ala­bilendir. Bundan maksat, dinî hükümlerin tamamını bilfiil tatbik eden kim­se demek değildir. Çünkü Cuma namazı insanların en zalimi olan (Mekke emiri) Haccac devrinde bile kılındı. Haccac bütün ahkâmı tatbik etmezdi. Belki emirden anlaşılan mana, adaleti yerine getirecek kudrette bir insan ol­masıdır. Bunun için vali ölse veya bir fitneden dolayı gelemezse Cuma na­mazını kıldıracak bir kimse de bulunmazsa zaruretten dolayı halk kendileri için bir hatip tayin eder. ‘Fitne günlerinde Cuma namazı sahih değildir’ di­yenlerin cehaleti açıkça burada görülmüş olur. Halbuki Cuma namazı kâ­firlerin istilâ ettiği beldelerde bile kılmabilir.”233 Birkaç sayfa ileride şu ifa­delere de yer verilir: “Halkın bir zaruretten dolayı kendileri için bir hatip tayin etmesi caizdir. Mesela sultan zarar vermek için veya inattan dolayı bir şehir halkının Cuma günü için toplanmalarını yasaklaşa böyle bir za­manda halk kendilerine Cuma namazı kıldırabilecek bir kimsenin etrafında toplanarak namazlarını kılarlar.”234

Cuma namazını devlet başkammn kıldırması şartının zikredildiği Ömer Nasuhi’nin İlmihal’inde şöyle bir kayda yer verilir: “Veliyyül emir (devlet başkanı, vali) veya onun mezun edeceği (izin vereceği) bir zat bulunmayan bir yerde mesela darü’l-harbde cemaat-i Müsliminin tensibiyle içlerinden biri Cuma namazını kıldırabilir.”235

Cuma namazının kıldırılması konusunda diğer namazlardan bir farkı­nın olmadığı, el-Mebsut’ta yer alan şu iki kayıttan da anlaşılmaktadır. “Na­mazdan önce imamın abdesti bozulsa namazı kıldırması için kimseyi ge­çirmese de Cuma’nın şartlarını taşıyan bir kimse geçip kıldırsa caizdir. Çünkü Cuma’nın kılınması umur-u âmmedendir (bütün Müslümanların ortak hak ve vazifesidir.)” “İmamın hutbeden sonra abdesti bozulsa yerine hutbeyi dinlemiş olanlardan birisini geçirecek olsa onun kıldırdığı namaz caizdir. Çünkü o öncekinin yerine geçmiş olacaktır.”236

Bu nakillerden özet olarak şu sonuç çıkar: Cuma namazını “sultan-emir” veya onun görevlendireceği bir kimsenin kıldırması en güzelidir. Fakat devlet başkammn kendisi Cuma namazını kıldırmasa yerine kıldırabilecek birisini de bırakmasa Müslümanların üzerinden bu farz düşmüş olmaz. Darü’l-harbde de olsa cemaat kendi arasından uygun gördüğü birisini imam olarak öne geçirir, Cuma namazını böylece eda eder. Kaldı ki bu şart sadece Hanefî Mezhebi’nde vardır. Diğer mezheplere mensup Müslüman­ların zaten böyle bir şart aramaları gerekmez.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM